YİĞİTLİK MEYDANLARINDAN HABERLER

Hamilik Okulu Yiğitlik Meydanları’ndan güncel “Şenlendirme” haberleri…

CİZRE’DE “YAP-BOZMA!”

ŞIRNAK’ın Cizre ilçesinde Türk Kızılayı, İlçe Milli Eğitim ve Hamilik Okulu Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Yap ama bozma’ etkinliğinde 600 öğrenci puzzle yaptı.

Cizre Fen Lisesi Spor Salonu’ndaki etkinlikte bireyselde 200, takım halinde 400 lise öğrencisi ile 50 gozetmen eşliğinde yapılan iki kategorideki yarışmada Cizre’nin efsanevi aşıkları ‘Mem-u Zin’ ve tarihi ‘Cizre Kırmızı Medrese’ yapbozlarını 30 dakika içinde yapmaya çalıştı. Cizre’de ‘Yap ama bozma’ adıyla ilk kez düzenlenen yapboz yarışmasında birinciye 800 TL, ikinciye 700 TL ve üçüncüye 600 TL para ödülü verildi.

Etkinlik ile ilgili bilgi veren Kızılay Genel Müdürlüğü Proje Koordinatörü Kamile Canbay, “Bu yarışma Cizre’de ilk kez düzenleniyor. Özel bir ismi var ‘Yap ama bozma’ sevgi bizim sembolümüz olsun. Cizre’ye özel bir manası var. Ama bence Türkiye’ye özel bir manası var. İsmi kurgularken Cizre gerçeklerini ve ülkemizin güzelliğine konsantre olmaya çalıştık. Bozmak kolay yapmak zordur. İlerlemek için sürekli yapmak lazım. O yüzden de biz yap ama bozma dedik. Sevgi birleştiren bir şey ve bir sevgi bin sevgiyi getirir. Sonrada gelse bile o bin sevgi o bir sevginin kapısını açar. Bugün bu yarışma ile yüzlerce genci bir araya getirip bunu adeta bütün ülkemize ve dünyaya haykıran ve bunu bir yarışma konsepti ile kuran bir kurgu kurdu. İnşallah bundan sonra da Cizre merkezinde bütün bölgeyi ve ülkeyi içine alabilecek şekilde halkayı genişleterek ilerleyecek” dedi.

Cizre Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Av. Elif Tüzün ise “Cizre kökleri Hz. Nuh’a kadar uzanan, tufanın bittiği Cudi Dağı karşısındaki ova da yer alan beşeriyetin kuruluşuna tanıklık etmiş bir şehirdir. Asırlar boyu kenarında kadim medeniyetlerin yer aldığı Dicle Nehri’nin incisi, Sümer ve Asur destanlarının odağı, İskender ordularının ve İpekyolu’nun güzergahı olan Cizre, Roma ve Pers gibi iki dev imparatorluğun paylaşılmayan sınır kalesi olmuştur. Tarihten bugün Cizre bilim adamları ilk İslam bilim adamı olan İsmail Ebu’l-iz El Cezeri’nin memleketi olan Cizre, onun gibi nice alimler yetiştirmiş bir şehirdir. Sayısız evliyalar bulunan Cizre, aynı zamanda dünyanın ilk ve tek yaşanmış gerçek aşk hikayesinin yaşandığı şehirdir. Mem-u Zin’in destansı aşklarını yerden başlayıp gökten biten Mem-u Zin aşkının yaşandığı şehir olarak tarih literatüründe yerini bulmuş bir şehirdir” diye konuştu.

Yarışmada birinci olan Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi öğrencisi Evin Öncel de çok heyecanlı olduğunu ve parçaları birleştirmenin kendisine ayrı bir heyecan verdiğini söyledi.

HAMİLİK OKULU, TÜRK KIZILAY DERNEĞİ İLE PROTOKOL İMZALADI!

Hamilik Okulu Vakfımız, iki yıldır çeşitli faaliyetlerle devam eden Cizre çalışmalarını, Cizre’ye ait gerçekleri de dikkate alan bir rapor ortaya koyarak “Cizre Şenlendirme Projeleri” adı altında topladı. Projeleri hayata geçirmek üzere, Türk Kızılay Derneği ile Hamilik Okulu Vakfı arasında bir işbirliği protokolünü 10 Kasım 2018 günü imzalandı.

Toplam 11 Projeden oluşan Şenlendirme Projeleri, Cizre Kardeşliği’ni esas alan ve “Kadim Halk Cizre, Kadim Toprak Cizre” vizyonu ile oluşturulan projeler üç ana stratejik amaç üzerine oturmaktadır.

1. SOSYAL GÜÇLENME PROJELERİ: Cizre’nin kendine güvenini ve kendi kendine başarma motivasyonunu artırma projeleri.

1- “Meslekleri ve Meslek Sahiplerini Tanıyalım” Projesi
2- “Gençlerin Projesi”
3- “Evim ve Ben” Projesi
4- Ebeveyn Destekleme Projesi
5- “Her STK’mızın Cizre’de Ailesi Var” Projesi
6- Öğrenci Sosyal-Kültürel ve Eğitsel Gelişim Projesi

2. EKONOMİK GÜÇLENME PROJELERİ: Cizre’yi Cizre dışından destekleyerek güçlendirme projeleri.

7- İşadamlarını Güçlendirme Projesi
8- “Lojistik Üssü” Projesi

3. COĞRAFİK BAĞI GÜÇLENDİRME PROJELERİ: Cizre’ye başka bir açıdan bakılmasını sağlama projeleri.

9- “Yap ama Bozma”; Yap-boz yarışmaları
10- “Cizre’ye Bir De Böyle Bak” Projesi
11- Cizre’nin Kentleşmesine Destek Projesi

 

 

 

GÖNÜL KÖPRÜSÜ HALKASI İSTANBUL’DA BULUŞTU!

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 15 kişi bir araya gelip Barbaros Abimize “Biz insana dokunmak istiyoruz, biz Allah rızası için borcumuzu ödemek istiyoruz” dediğimizde başladı her şey ve kendimizi Cizre için uğraşırken bulduk. Tekrar tekrar yapılan toplantılar, sürekli değişen planlar, art arda bir sürü görüşme… Ve şimdi 1 yılı tamamladık. Cizre Vatan Ortaokulu’nun 32 öğrencisi ile kardeşleştik. Onlar bize “Ağabey-Abla”, bizler onlara “Kardeş” dedik. Kasım ayında gönderdiğimiz mektuplar ile tanıttık kendimizi. Ocak ayında ilk kez sarıldık birbirimize. Sonra biz aradık, onlar aradı… Konuştuk da konuştuk… “Abla bir daha ne zaman geleceksiniz” diyorlardı, bu sefer “Siz gelin buyurun” dedik. Bir hafta İstanbul’a misafir olmaya davet ettik onları.

İstanbul ve Şırnak Cizre arasındaki gönül köprüsünün bir haftalık hatıra kırıntılarını paylaşacağım sizlerle. Bir haftada hep beraber attığımız kahkahalarımızı, göz göze gelince birbirimize tatlı gülümsemelerimizi, kendimizi tutamayıp ağlamalarımızı, kızıp da birkaç dakikalık küsmelerimizi sonra tekrar aynı samimiyete dönmemizi hiçbir fotoğrafa, hiçbir deftere tam olarak kaydedemeyeceğiz ama hafızamızda olacak inşallah. Kürtçe anlamayınca “Bize de öğretsenize” diye şirinlik yapmaya çalıştığımızda herkesin aynı anda öğretmeye çalışmasını, Emine’nin konu dışı konuşmaları ve samimi gülümsemesini, Songül’ün Zelal ile şakalaştığını sanarak tanımadığı kızın ensesine şaplatmasını, Evin’in hamaktan 50 kere düşmesini, Helin’in hep uykulu halini, Zelal’in saçlarıyla mücadelemizi, Elif’in bize kendini tüm samimiyetiyle açmasını, Kübra’nın yaşadığı ilki, Yasemin’inle konuşurken onu kesinlikle duyamayışımızı, Velat’ın olgunluğunu, Halime’nin Emine’ye bir daha yüzüne bakmam dedikten 1 dakika sonra birbirlerine bakıp kahkahalar atmasını, Fatma Dilek’in “Türkçe konuşsanıza anlamıyorlar” deyip her şeyi çevirmeye çalışmasını, Dilek’in Zelal’den küçük olduğunu öğrenince yaşadığım şoku, Yaşar’ın türkülerini, Ali’yi kesinlikle oturtamayışımızı, Birindar’ın Sevin’le yaşadığı tatlı tartışmalarını, Emrullah’ın sessizliğini, Hakan’ın merakını, Selim’in havalı hareketlerini ve tabii ki geleli birkaç saat olmuşken boya fırçası elinde “Gitmek istiyoruuum” diyen Rıdvan’ı… İnşallah hiçbirini unutmayacağız. Ama en çok unutmayacağımız şey ise geldiklerinde konuşmalarından ve hareketlerinden belli olan hafif tedirgin, biraz çekingen hallerinin 1 hafta sonunda “Abla keşke biraz daha kalsak… Siz ne zaman geleceksiniz yine?” diyerek sarılışlarına dönmesi olacak.

Gönül Köprüsü ile inşallah gönüllerimiz arasında köprü kurabilmiş, onlara dokunarak muhabbetlerini kazanarak Allah’ın rızasına nail olabilmişizdir.

Allah birliğimizi daim eylesin.

Saliha Nur Kuralay

CİZRE’DE ŞENLENDİRME!

Issız bir yerdi. Issızlığın başlangıcı ve sonunu bilmeden anlamaya çalıştık. Uçsuz bucaksızlık her yanı sarmamış mıydı? Bilemezdik. Bir gemide gibiydik. Aynı kökten neşvünema bulduğumuz birkaç dost sesi belli belirsiz duyulur gibiydi. Emin değildik. Emin olamazdık. Dünya, emin olmak için fazla değişken miydi? Çok fazla değişken… Ama bir gemide olduğumuzu ve bir kara parçasına tutunmak zorunda olduğumuzu, sabırla bir kara parçasını aramamız gerektiğini hissediyorduk.

Cizre

Dumanlar bir türlü dağılmıyor, uzaklar bir türlü yakın olmuyordu. Ülke gündemini takip etmek, derslerin, işlerin önüne geçiyor; insanlarla iletişim kurmak bile nereden nereye gerildiği bilinmeyen siyaset iplerinde cambazlık yapmayı gerektiriyor, biteceği umulan gerilim nedense bir başka iple birleşip, herhalde bir komedyanın bir perdesi veya geminin bir başka güvertesi… Sürekli çıkılan ama aynı yere varılan ilginç bir merdiven hayal edebilir misiniz? Evet, öyleydi. Kendimizin içinde bulunduğu bu çalkantılar arasında, en iyisi bir gemide olduğumuzu ve bir kara parçası bulmak gerektiğini kabul etmekti. Ülke denizinde bir gündem gemisi, dünya denizinde bir insanlık gemisi yahut ‘gönül’ deryasında bir ‘nefes’ gemisi… Neyse neydi; mesele asgari müştereklerde buluşmak deyip ‘deniz ve gemi’ dedik, bir kara parçası bulmalı dedik. Masalını kaybetmiş, gerçeğini unutmuş hakikat mesleğinin biricik çırağı ‘insan’ olmaya talip olduk. Bir deniz uydurduk kendimize; işte buralar hep deniz! Bir gemi uydurduk; işte her birimiz! Bir kara parçası? Cizre dedik; çünkü tufandan sonra kutlu gemi için de seçilen kara parçasıydı o.

Cizre

İnsan olma çabasının ilk adımlarını kendi gönlümüzü dinleyerek attık. Bir süredir devam eden sorunlardan kendimize pay biçtik; büyüklerimizden taşandan nasiplendiğimiz kadarıyla vazifeyi omuzlamak gerektiğini hissettik. Kendi fazlalarımızdan bildik eksiklerimizi; gönlümüzü yere bağlayan yüklerden kurtulmak, bize kucak açacak kardeşler bulmak, modern insanın bizi rahatsız etmeyeceği sofralarda muhabbetin tadına varmak…

Türkiye’nin birkaç hassas dinamiğinden biri olan Türk-Kürt ayrıştırmasına karşı bir şeyler yapılması, inisiyatif alınması, taşın altına farklı eller konulması gereği gönüllerde zuhur etti. Belki çalınan minarelere kılıf hazırlama ustası olan bilinçaltımız, belki gönlümüzün bilmediğimiz başka dehlizleri fısıldadı bize Cizre’yi. Böylece ilk ziyaretimiz 2016 yılının Aralık ayında gerçekleşti.

 

Kızılay Şubesi ve Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakfının seçmiş olduğu on aile şahsında Cizre’yi ve Cizre’nin bağrında yatan kadim duyguları ziyaret ettik. Gönül ayrı, beden ayrı bir ziyaret… İstanbul’dan uzaklaşmanın verdiği bir hafiflik, Cizre’nin misafiri olmanın verdiği bir huzur ile gittik. Dönerken omuzlarımıza bilmeyerek -ama cânı gönülden isteyerek- çok daha farklı bir sorumluluk yüklendik; özlenen insan sesinin Cizre’den yankılanması için çalışmak!

Bizde Cizre’nin hikayesi böyle; bundan ötesi lafügüzaf.