YİĞİTLİK MEYDANLARI
KARDEŞLİK HALKALARI

Hamilik Okulu bünyesinde öğrenciler ve mezunlar tarafından yürütülen sosyal projeler “Şenlendirme Çalışmaları” olarak adlandırılmaktadır.

Her bir şenlendirme çalışması, bir “yiğitlik meydanı”, bir “kardeşlik halkası”dır.

 

ŞENLENDİRME

Şenlendirme kelimesi, Selçuklu ve Osmanlı tarihi çalışanların toplumsal hayatın özellikle vakıflar ve tekke-zaviyeler ile ilişkili sosyolojik boyutunu anlatan orijinal metinlerde oldukça sık bir şekilde karşılaştıkları, aşina oldukları bir kelimedir. Ancak kelimenin adeta bir kavram olarak geçtiği – esasen zımnen kavramsallaştığı – akademik çalışma ise, hiç şüphesiz Barkan’ın meşhur “Kolonizatör Türk Dervişleri” isimli makalesidir.[1]

Barkan’ın meşhur makalesinden aşağıya alıntılamış olduğumuz; ve değişik isim ve sıfat ekleriyle geçmekte olan “şenlendirme” kavramının çok şümullü bir başka çalışmanın konusunu teşkil etmekte olduğuna hiç şüphe duymamaktayız:[2]

Demek oluyor ki, Allah’ın dağında böyle asayişin temini için şenlendirilmesi lazım gelen bir derbend yerinde zaviyeyi tesis ve köy vücude getirilmiş olan bu Bektaşi şeyhleri aynı zamanda hizmetleri takdir edilen jandarmalar, dağ başlarında emniyeti temine kadir tabiaatta insanlardır”

“Aynı şekilde, akraba ve taallukatiyle gelib bir mıntıkayı şenlendiren, köyler tesis eden, derbendleri bekliyen, köprüler, cami ve değirmenler kuran ve ancak bu gibi hizmetleri mukabilinde kendilerine şeyhlik rütbesi verilen ve muafiyetler bahşedilen sahib-i velayet ve keramet şahsiyetlere ait daha birçok misaller zikretmek, bizim için mümkündür”

“Aynı şekilde (203) numaralı kayıtta da, yol üzerinde olduğu halde otuz kırk yıldanberi harab olan bir yeri aşiretlerden adam bulub şenlendirmek şartile Sinan Beye kadimlik ve Yurtluk olarak ve oturub şenlik olmasına sebeb olsun maksadile vermişlerdir”

“(141) numaralı kayıtta da, Akça Kurum demekle maruf bir zemin üzerinde bir takım muafiyetlerle toprağı işleyen sadat görülmektedir. Diğer bir köy de yine şenlendirilmekşartiyle dervişlerin elindedir (202)”

“Görülüyor ki; zaviyelerin pek çoğu boş toprak bulmak ve kendilerine yer ve yurt edinmek için gelib yeni açılan Rum memleketlerine yerleşen muhacirler tarafından kurulmaktadır. Filhakika, yeni açılan veya boş bulunan bu topraklar üzerinde zaviyelerin tesisi oralarını şenlendirmek, imar ve iskan etmek hususunda büyük bir rol oynamaktadır”

“Diğer taraftan, devlet için malum birçok zaviyelik yerler boş ve harab olduğu zaman, oralarını tekrar şenletmeğe ve zaviyeyi işletmeğe iltizam edenlere tekrar verilmektedir”

“Sivas taraflarında yol üzerinde ‘memerrinasta’ ‘mahalli hatar’ bir takım viraneleri ‘şenledüb ve zaviye bünyad idüb ayende ve revendeye hitmet itmeğe’ bir takım dervişler ‘iltizam’ etmişlerdir (152). Çorumlu livasında; ‘haric-ez-defter’, ‘mahuf ve tahaffuzu vacib’ bir yerde Mezid Fakih bir mescit ve bir karbansaray bina idüb şenlenmek için gelecek halka bir takım, muafiyetler bahşedilmesini temin etmiş bulunduğundan…”

“Nitekim Bursa civarında da Samit Dede isminde bir derviş Bursa ile İnegöl arasında Aksu kenarında böyle karbansaraylı bir merkezi idare etmektedir. Bu yeri kendisinden evvel Çiçek Dede şenletmiştir (88, 65).” “… diğer bir misal de Erzincan evkaf kanununda bulunmaktadır. Bu kanunun muhtelif maddelerinde uzun süren harbler neticesinde harab olan bir memleketi şenlendirmek, asayiş ve emniyetini temin ederek halkı celb edebilmek için düşünülen tedbirler arasında…”

Yukarıda Barkan’ın gerek kendi ifadeleri ve gerekse kaynaklardaki orijinal belgelerden doğrudan alıntılamış olduğu cümleler içinde geçen “şenlendirme” kavramının; sosyoloji ile de pek yakından alakalı olmak üzere, özellikle gelişme ve kalkınma iktisadı çalışan akademisyenlere oldukça farklı ufuklar açabileceğini düşünmekteyiz.[3]İnanç ile iktisadi hareket, bu kavramda adeta iç içe bir arada ve birlikte kodlanmakta ve böylece adeta yeni bir senteze ulaşılmaktadır. Kadim medeniyet tarihini belirleyen yegane unsurun Tevhid inancı olduğu düşünüldüğünde, “şenlendirme” bu özel tarihe ait bir kavram olmak üzere Tevhid inancından neşet eden iktisadi (ve pek tabii toplumsal) hareketi açıklamaktadır. Bu kavram ile, gayesi Tevhid olan; imar ve inşa süreçleri Tevhid inancının prensiplerine göre gerçekleştirilen bir “iyi”leştirme, “yeni”leme ve “güncelleme”den söz etmekteyiz; öyle ki, böyle bir “farkında olma- güncelleme” idraki ile proses edilen gelişme, kültürün sadece maddi-fiziki boyutlarını değil; aynı zamanda “manevi” yönlerini de inşa etmektedir. Kültür (ve medeniyet), maddi ve manevi boyutlarının her ikisiyle birlikte dengeli bir şeklide, denge üzerine doğmakta, ve mütemadiyen denge idraki ile gelişmektedir.

Şenlendirme bu çalışma kapsamında, binlerce örneği arasından ancak Barkan’ın makalesinde geçen orijinal belgelerle iktifa edebileceğimiz metinlerde geçtiği üzere, aynı zamanda Anadolu coğrafyasında neşet eden Selçuklu ve özellikle de Osmanlı medeniyet şubelerine ait yenilenme hamle ve hareketinin “özel” ismi ve kodu olarak anlaşılmaktadır. Bu özel kod, adeta hayatın maddi ve manevi olan düalist karakterini Tevhid inancı (ve Tevhid gayesi) ile bir araya getirmekte (yani, düalizmi tasfiye etmekte); ve böylece sosyoloji, beşer ve varlık, İslam’a (vahdet ve barışa; sükunet ve huzurun olduğu yeni bir denge noktasına) doğru hareket ederek yeni bir senteze ulaşmaktadır.

Bu senteze ulaşırken şüphesiz şenlendirme kelimesinin etimolojisinin ihata ettiği mâna ve kelimenin kullanışlı ve fonksiyonel olması, oldukça belirleyicidir. Nitekim kelimenin kökenleri incelendiğinde bu kavramın etimolojik olarak diğer benzer kavramlara olan üstünlüğü hemen farkedilmektedir. Şöyle ki; Farsça bir isim olarak “şen” kelimesinden türetilen bu fiilin isim olarak manası, göze ve gönle hoş görünen hal[4] anlamına gelmektedir. Bu yönüyle bu kadim kelimenin “göz” ile maddi olan bu dünyayı; ve “gönül” ile de manevi olan öteki hayatı birlikte kavradığını; ve bir fenomen olarak ortaya çıktığında ise, sadece birine değil, her iki hayat tasavvuruna da “hoş” gelen durumu tarif etmek üzere kullanıldığını söyleyebiliriz. Buradan hareketle “şen” den türeyen bir fiil olarak şenlendirme kavramının tarifi için denilebilir ki; şenlendirme, insanın hem bu dünya hayatını (yani, göz ile sembolize edilen maddi hayatını) ve hem de öteki hayatını (yani, gönül ile sembolize edilen manevi hayatını), her ikisini birden aynı anda, “hoş”, arzu edilir, kabul edilir, murad edilir bir hale getirebilmek amacıyla yapılan amel ve eylemlerdir; ez-cümle hareket ve faaliyetlerdir.

Filhakika, Osmanlı devletinin kuruluş şartlarının incelendiği Barkan makalesinde; ve gerekse bu makalede kaynakça olarak istifade edilen yüzlerce yıllık orijinal belgelerde oldukça sık bir şekilde geçen bu kavram; kadim bir tarihi “kelime-kavram” olarak, sadece “kuruluş” aşamasını değil, aynı zamanda maddi ve manevi unsurlarıyla beraber medeniyetin daha sonraki oluşum ve gelişim aşamalarını, bu aşamalardaki sosyolojiyi de tarif etmektedir.  Gerçekten de, medeniyetin şenlendirme süreçlerinin altında, Tevhid inancından neşet eden kültürün, maddi ve manevi unsurlarının her ikisiyle birlikte dengeli bir şekilde bir arada bulunabiliyor olma hakikati yatmaktadır. Bu çerçevede, gayri-meskun bir mahallin iskan edilir bir hale getirilmesine ya da mevcut bir şehrin geliştirilmesine “şenlendirme” kavramı ve kavrayışı (idraki) ile yaklaşıldığında, caminin yanında (yani kültürün, esas itibariyle manevi ihtiyaçları karşılayan bir unsurunun eserinin yanında), mutlaka bedesten ve çarşının (yani kültürün, maddi ihtiyaçları karşılayan bir unsurunun); ve benzer şekilde, medresenin yanında da, mutlaka tekke ve zaviyenin bulunması (ya da aranması) gerekecektir. Ve nitekim tarihi örnekleri ile İslam şehri de (şehirleri), kültürel hayatın sayılan bütün bu maddi ve manevi umdeleri (eserleri) arasındaki ahenk (denge) ile tebarüz etmiştir. Ve hiç şüphesiz vakıflar, kültürün maddi ve manevi (dünyevi ve uhrevi) kurumlarının her ikisini birden dengeli bir terkiple ihata eden; ve bunları değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında Tevhide ve İslama doğru sürekli güncelleyen (ve aynı zamanda sürdürülebilir olmalarını da sağlayan) yapılarıyla, söz konusu sentezin en önemli ve vazgeçilmez unsuru olmuşlardır.

Nitekim Peygamber (sav) Medine’ye girişinde sahibi yetimlere ait olan boş bir araziyi tercih etmiş; ve  Mescid-i Nebevi’yi bu arazi üzerinde inşa ederek hem bu gayri-meskun araziyi ve hem de yetimlerin gönüllerini şenlendirmiştir.[5] İnşa edilen ilk mescidin hemen yanında ve bir tente altında ilk medrese kurulmuş, Peygamber (sav) ile kardeşleşen Ashab-ı Suffa (çadır ehli), bu medreseyi ilim ve irfan ile şenlendirmiştir.[6] Medeniyetin başlangıcı olarak kabul edilen aynı tarihi olayın hemen akabinde, Medine’de ilk Müslüman pazarı, mevcut pazarın içinde değil, benzer şekilde gayri-meskun bir arazi üzerinde ve kendi “Tevhidi” kuralları ile kurulmuştur. Ve en nihayet, tefekkür ile bir hikmet olarak daha Peygamber (sav)’ın sağlığındayken keşfedilen ve hayata geçirilen vakıf kurumu, gelecekteki  şenlendirme hareketlerinin temel dinamiği olarak bu terkibi tamamlamıştır.

Hülasa Hamilik Okulu Vakfı tarafından yürütülen bütün “meydan faaliyetleri”nde, bu kadim tarihe gönderme yapmak; ve bu kadim tarihi bugünün şartları ve ihtiyaçlarına göre güncellemek üzere, bir kavram olarak “şenlendirme”, yeniden dikkatlere sunulmaktadır. Bu meyanda, Vefa’da, Cizre’de, Afrika-Sierra Leone’de vd. bölgelerde sürdürülmekte olan faaliyetler, bu “çatı” kavram altında isimlendirilmektedir.

[1] Ömer Lütfi Barkan’ın “Kolonizatör Türk Dervişleri” isimli makalesi için bkz.http://dervisan.com/yazi2/kolonizator.html, (Çevrimiçi, 22.04.2009).

[2] İçinde “şenlendirme” kelimesinin kök ve türevleri itibariyle geçtiği cümleler, yukarıda verilen makaleden derlenmiştir. Bkz. Barkan, a.g.m.

[3] Nitekim mütevazi bir akademik girişim olarak bu kavram, Vakar tarafından İ.Ü.’nde 28 Ocak 2013 yapılan “Vakıflar Aracılığı ile Şenlendirme” konulu sempozyumda kullanılmıştır. Ayrıca, Vakar’ın Başkanı Ahmet Kala tarafından kurulan www.islampedi.com adresli sitede, kelimenin vakıflar üzerinden kavramsallaştırılmasına halen devam edilmektedir.

[4] Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara, Aydın Kitabevi, s. 989.

[5] Lütfi Bergen, Medeniyet –Müslüman Toplumsallığın İnşası– , MGV yayınları, Ankara, 2014.

[6] Ekrem Ziya Umeri, Medine Toplumu, Risale Yayınları, Büyük Eserler Dizisi, No:2, İstanbul, 1988, s.69.

YİĞİTLİK MEYDANLARI

Yiğitlik Meydanı”, insanlığın ve insanlık faziletlerinin, değerlerinin arandığı; şenlendirme faaliyetlerinin icra edildiği, sosyal çalışma sahası, alanıdır. Bu manada sadece yürütülen şenlendirme projeleri için değil; beşer ve varlığın her na-tamam halini (yoksunluk ve yoksulluk durumunu), insani keyfiyeti daha yüksek olan bir hayata taşımak (yükseltmek, yüceltmek, “iyi”leştirmek, “Birliğe-vahdete; barış ve adalate” doğru bütünleştirmek, tamamlamak) üzere girişilen her mücadele alanı (coğrafi bölge ya da mahal), “Yiğitlik Meydanı” olarak kodlanmaktadır.

Yiğitlik Meydanlarının yönetim yapısı, klasik dikey hiyerarşiden farklı olarak “Halka” organizasyon modelini esas almaktadır. “Halka” modeline göre organize olan üyeler eşit söz hakkına sahip olmakla beraber, üyelerin rollerinin belli periyotlarda değiştirilmesi ile organizasyondaki bilgi ve motivasyonun yenilenmesi sağlanmaktadır.

Bu yol ve yöntem ile insanlık dışı her şeye karşı bir zırh görevi teşkil edecek kardeşlik halkalarının kurulması amaçlanmıştır.

2008 yılından bu yana “Vefa“, “Afrika“, “Selam“, “Şefkat“, “Şen Kubbe“, “Cihannüma” Yiğitlik Meydanları kurulmuştur. Yiğitlik Meydanlarının sayıları her geçen yıl artmaktadır. 2015 yılı itibariyle 6 yiğitlik meydanı, yaklaşık 120 gönüllüsüyle bir çok insanın hayatında dokunmakta, iyiliği çoğaltmaktadır. Meydanlarımızdan güncel haberler için Meydan Haberleri sayfamızı inceleyebilirsiniz.

KARDEŞLİK HALKALARI

Halka, faaliyet gösterilecek yiğitlik meydanında yer alan gönüllü yiğitler tarafından kurulur ve “kardeşlik” bağlarıyla birbirine bağlanmayı (kardeşleşmeyi) “murad” edinen üyelerden oluşur. Üye alımında Hamilik Okulu Vakfı Hamilik Okulu Programı müfredatının ilk kademesi olan Mesleki Bilinç Komisyonu’na katılmak şartı aranır. Halka’nın esas gayesi ve niyeti, O’nun rızasını kazanmak üzere, hayırlı ve iyi işler/faaliyetler yapmaktır. Bu gaye ve niyet ile icra edilecek faaliyetlerin temel söylemi, “insanı” (ve varlığı) kıymetlendiren bir dil ve üslup üzerinedir. Muhtevası her ne olursa olsun, siyasi, politik veya herhangi bir felsefi söylem kabul edilemez. Halka’nın söylem üslubu, tevazu, nezaket ve saygı üzerinedir; asla nobran, buyurgan, egoist, bencil, kibirli, dayatmacı, aşırı ısrarcı ve cedelci değildir, olmamalıdır. Her halka ilke olarak minimum 11 “yiğit”den oluşur; yiğitlerin nitelikleri, aynı zamanda Hamilik Okulu’na kabul nitelikleridir. Herhangi bir dünya görüşü üzerinden ötekileştirmeye asla müsaade etmeyen bu “kabul”ün gerekleri olarak, din, dil, statü, cinsiyet vd farklılıklar, esas itibariyle Halkanın zenginliği, birliği, birliğindeki çeşitlilik olarak görülür.

Halkanın her üyesi, ahsen-i takvim ve eşref-i mahlukat olan insan varlığını temsilen, ontolojik olarak birbirine eşit’dir. Tıpkı geometrik bir şekil olarak “halka”nın, bir başlangıç ve son noktasının tarif edilemeyeceği, ya da her noktasının bir diğerine müsavi olduğu gibi…

Bir halkadan başka halkaların doğması da mümkündür. Bir halka üyesi başka bir insanlık davası çevresinde, yanına başka üyeler alarak, başka bir halka kurabilir. Yiğitlik Meydanları (İnsanlık Projeleri) ile uyguladığımız halka tipi organizasyon modeli, farklı insanlık davaları çevresinde kardeşlik bağları ile birine bağlı insanların, insanlıklarını keşfetmeleri ve günümüzde unutulan ve kaybolan insanlığı tekrar ihya edebilmeleri gayesini taşımaktadır.