ŞENLENDİRME

Şenlendirme kelimesi, Selçuklu ve Osmanlı tarihi çalışanların toplumsal hayatın özellikle vakıflar ve tekke-zaviyeler ile ilişkili sosyolojik boyutunu anlatan orijinal metinlerde oldukça sık bir şekilde karşılaştıkları, aşina oldukları bir kelimedir. Ancak kelimenin adeta bir kavram olarak geçtiği – esasen zımnen kavramsallaştığı – akademik çalışma ise, hiç şüphesiz Barkan’ın meşhur “Kolonizatör Türk Dervişleri” isimli makalesidir.[1]

Barkan’ın meşhur makalesinden aşağıya alıntılamış olduğumuz; ve değişik isim ve sıfat ekleriyle geçmekte olan “şenlendirme” kavramının çok şümullü bir başka çalışmanın konusunu teşkil etmekte olduğuna hiç şüphe duymamaktayız:[2]

Demek oluyor ki, Allah’ın dağında böyle asayişin temini için şenlendirilmesi lazım gelen bir derbend yerinde zaviyeyi tesis ve köy vücude getirilmiş olan bu Bektaşi şeyhleri aynı zamanda hizmetleri takdir edilen jandarmalar, dağ başlarında emniyeti temine kadir tabiaatta insanlardır”

“Aynı şekilde, akraba ve taallukatiyle gelib bir mıntıkayı şenlendiren, köyler tesis eden, derbendleri bekliyen, köprüler, cami ve değirmenler kuran ve ancak bu gibi hizmetleri mukabilinde kendilerine şeyhlik rütbesi verilen ve muafiyetler bahşedilen sahib-i velayet ve keramet şahsiyetlere ait daha birçok misaller zikretmek, bizim için mümkündür”

“Aynı şekilde (203) numaralı kayıtta da, yol üzerinde olduğu halde otuz kırk yıldanberi harab olan bir yeri aşiretlerden adam bulub şenlendirmek şartile Sinan Beye kadimlik ve Yurtluk olarak ve oturub şenlik olmasına sebeb olsun maksadile vermişlerdir”

“(141) numaralı kayıtta da, Akça Kurum demekle maruf bir zemin üzerinde bir takım muafiyetlerle toprağı işleyen sadat görülmektedir. Diğer bir köy de yine şenlendirilmek şartiyle dervişlerin elindedir (202)”

“Görülüyor ki; zaviyelerin pek çoğu boş toprak bulmak ve kendilerine yer ve yurt edinmek için gelib yeni açılan Rum memleketlerine yerleşen muhacirler tarafından kurulmaktadır. Filhakika, yeni açılan veya boş bulunan bu topraklar üzerinde zaviyelerin tesisi oralarını şenlendirmek, imar ve iskan etmek hususunda büyük bir rol oynamaktadır”

“Diğer taraftan, devlet için malum birçok zaviyelik yerler boş ve harab olduğu zaman, oralarını tekrar şenletmeğe ve zaviyeyi işletmeğe iltizam edenlere tekrar verilmektedir”

“Sivas taraflarında yol üzerinde ‘memerrinasta’ ‘mahalli hatar’ bir takım viraneleri ‘şenledüb ve zaviye bünyad idüb ayende ve revendeye hitmet itmeğe’ bir takım dervişler ‘iltizam’ etmişlerdir (152). Çorumlu livasında; ‘haric-ez-defter’, ‘mahuf ve tahaffuzu vacib’ bir yerde Mezid Fakih bir mescit ve bir karbansaray bina idüb şenlenmek için gelecek halka bir takım, muafiyetler bahşedilmesini temin etmiş bulunduğundan…” 

“Nitekim Bursa civarında da Samit Dede isminde bir derviş Bursa ile İnegöl arasında Aksu kenarında böyle karbansaraylı bir merkezi idare etmektedir. Bu yeri kendisinden evvel Çiçek Dede şenletmiştir (88, 65).” “… diğer bir misal de Erzincan evkaf kanununda bulunmaktadır. Bu kanunun muhtelif maddelerinde uzun süren harbler neticesinde harab olan bir memleketi şenlendirmek, asayiş ve emniyetini temin ederek halkı celb edebilmek için düşünülen tedbirler arasında…”

Yukarıda Barkan’ın gerek kendi ifadeleri ve gerekse kaynaklardaki orijinal belgelerden doğrudan alıntılamış olduğu cümleler içinde geçen “şenlendirme” kavramının; sosyoloji ile de pek yakından alakalı olmak üzere, özellikle gelişme ve kalkınma iktisadı çalışan akademisyenlere oldukça farklı ufuklar açabileceğini düşünmekteyiz.[3] İnanç ile iktisadi hareket, bu kavramda adeta iç içe bir arada ve birlikte kodlanmakta ve böylece adeta yeni bir senteze ulaşılmaktadır. Kadim medeniyet tarihini belirleyen yeğane unsurun Tevhid inancı olduğu düşünüldüğünde, “şenlendirme” bu özel tarihe ait bir kavram olmak üzere Tevhid inancından neşet eden iktisadi (ve pek tabii toplumsal) hareketi açıklamaktadır. Bu kavram ile, gayesi Tevhid olan; imar ve inşa süreçleri Tevhid inancının prensiplerine göre gerçekleştirilen bir “iyi”leştirme, “yeni”leme ve “güncelleme”den söz etmekteyiz; öyleki, böyle bir “farkında olma- güncelleme” idraki ile proses edilen gelişme, kültürün sadece maddi-fiziki boyutlarını değil; aynı zamanda “manevi” yönlerini de inşa etmektedir. Kültür (ve medeniyet), maddi ve manevi boyutlarının her ikisiyle birlikte dengeli bir şeklide, denge üzerine doğmakta, ve mütemadiyen denge idraki ile gelişmektedir. 

Şenlendirme bu çalışma kapsamında, binlerce örneği arasından ancak Barkan’ın makalesinde geçen orijinal belgelerle iktifa edebileceğimiz metinlerde geçtiği üzere, aynı zamanda Anadolu coğrafyasında neşet eden Selçuklu ve özellikle de Osmanlı medeniyet şubelerine ait yenilenme hamle ve hareketinin “özel” ismi ve kodu olarak anlaşılmaktadır. Bu özel kod, adeta hayatın maddi ve manevi olan düalist karakterini Tevhid inancı (ve Tevhid gayesi) ile bir araya getirmekte (yani, düalizmi tasfiye etmekte); ve böylece sosyoloji, beşer ve varlık, İslam’a (vahdet ve barışa; sükunet ve huzurun olduğu yeni bir denge noktasına) doğru hareket ederek yeni bir senteze ulaşmaktadır. 

Bu senteze ulaşırken şüphesiz şenlendirme kelimesinin etimolojisinin ihata ettiği mâna ve kelimenin kullanışlı ve fonksiyonel olması, oldukça belirleyicidir. Nitekim kelimenin kökenleri incelendiğinde bu kavramın etimolojik olarak diğer benzer kavramlara olan üstünlüğü hemen farkedilmektedir. Şöyleki; Farsça bir isim olarak “şen” kelimesinden türetilen bu fiilin isim olarak manası, göze ve gönle hoş görünen hal[4] anlamına gelmektedir. Bu yönüyle bu kadim kelimenin “göz” ile maddi olan bu dünyayı; ve “gönül” ile de manevi olan öteki hayatı birlikte kavradığını; ve bir fenomen olarak ortaya çıktığında ise, sadece birine değil, her iki hayat tasavvuruna da “hoş” gelen durumu tarif etmek üzere kullanıldığını söyleyebiliriz. Buradan hareketle “şen” den türeyen bir fiil olarak şenlendirme kavramının tarifi için denilebilir ki; şenlendirme, insanın hem bu dünya hayatını (yani, göz ile sembolize edilen maddi hayatını) ve hem de öteki hayatını (yani, gönül ile sembolize edilen manevi hayatını), her ikisini birden aynı anda, “hoş”, arzu edilir, kabul edilir, murad edilir bir hale getirebilmek amacıyla yapılan amel ve eylemlerdir; ez-cümle hareket ve faaliyetlerdir.  

Filhakika, Osmanlı devletinin kuruluş şartlarının incelendiği Barkan makalesinde; ve gerekse bu makalede kaynakça olarak istifade edilen yüzlerce yıllık orijinal belgelerde oldukça sık bir şekilde geçen bu kavram; kadim bir tarihi “kelime-kavram” olarak, sadece “kuruluş” aşamasını değil, aynı zamanda maddi ve manevi unsurlarıyla beraber medeniyetin daha sonraki oluşum ve gelişim aşamalarını, bu aşamalardaki sosyolojiyi de tarif etmektedir.  Gerçekten de, medeniyetin şenlendirme süreçlerinin altında, Tevhid inancından neşet eden kültürün, maddi ve manevi unsurlarının her ikisiyle birlikte dengeli bir şekilde bir arada bulunabiliyor olma hakikati yatmaktadır. Bu çerçevede, gayri-meskun bir mahallin iskan edilir bir hale getirilmesine ya da mevcut bir şehrin geliştirilmesine “şenlendirme” kavramı ve kavrayışı (idraki) ile yaklaşıldığında, caminin yanında (yani kültürün, esas itibariyle manevi ihtiyaçları karşılayan bir unsurunun eserinin yanında), mutlaka bedesten ve çarşının (yani kültürün, maddi ihtiyaçları karşılayan bir unsurunun); ve benzer şekilde, medresenin yanında da, mutlaka tekke ve zaviyenin bulunması (ya da aranması) gerekecektir. Ve nitekim tarihi örnekleri ile İslam şehri de (şehirleri), kültürel hayatın sayılan bütün bu maddi ve manevi umdeleri (eserleri) arasında ki ahenk (denge) ile tebarüz etmiştir. Ve hiçşüphesiz vakıflar, kültürün maddi ve manevi (dünyevi ve uhrevi) kurumlarının her ikisini birden dengeli bir terkiple ihata eden; ve bunları değişen toplumsal ihtiyaçlar karşısında Tevhide ve İslama doğru sürekli güncelleyen (ve aynı zamanda sürdürülebilir olmalarını da sağlayan) yapılarıyla, sözkonusu sentezin en önemli ve vazgeçilmez unsuru olmuşlardır.  

Nitekim Peygamber (sav) Medine’ye girişinde sahibi yetimlere ait olan boş bir araziyi tercih etmiş; ve  Mescid-i Nebevi’yi bu arazi üzerinde inşa ederek hem bu gayri-meskun araziyi ve hem de yetimlerin gönüllerini şenlendirmiştir.[5] İnşa edilen ilk mescidin hemen yanında ve bir tente altında ilk medrese kurulmuş, Peygamber (sav) ile kardeşleşen Ashab-ı Suffa (çadır ehli), bu medreseyi ilim ve irfan ile şenlendirmiştir.[6] Medeniyetin başlangıcı olarak kabul edilen aynı tarihi olayın hemen akabinde, Medine’de ilk Müslüman pazarı, mevcut pazarın içinde değil, benzer şekilde gayri-meskun bir arazi üzerinde ve kendi “Tevhidi” kuralları ile kurulmuştur. Ve en nihayet, tefekkür ile bir hikmet olarak daha Peygamber (sav)’ın sağlığındayken keşfedilen ve hayata geçirilen vakıf kurumu, gelecekteki  şenlendirme hareketlerinin temel dinamiği olarak bu terkibi tamamlamıştır. 

Hülasa Hamilik Okulu Vakfı tarafından yürütülen bütün “meydan faaliyetleri”nde, bu kadim tarihe gönderme yapmak; ve bu kadim tarihi bugünün şartları ve ihtiyaçlarına göre güncellemek üzere, bir kavram olarak “şenlendirme”, yeniden dikkatlere sunulmaktadır. Bu meyanda, Vefa’da, Cizre’de, Afrika-Sierra Leone’de vd. bölgelerde sürdürülmekte olan faaliyetler, bu “çatı” kavram altında isimlendirilmektedir. 

[1] Ömer Lütfi      Barkan’ın            “Kolonizatör       Türk      Dervişleri”           isimli     makalesi               için bkz.http://dervisan.com/yazi2/kolonizator.html, (Çevrimiçi, 22.04.2009). 

[2] İçinde “şenlendirme” kelimesinin kök ve türevleri itibariyle geçtiği cümleler, yukarıda verilen makaleden derlenmiştir. Bkz. Barkan, a.g.m.   

[3] Nitekim mütevazi bir akademik girişim olarak bu kavram, Vakar tarafından İ.Ü.’nde 28 Ocak 2013 yapılan “Vakıflar Aracılığı ile Şenlendirme” konulu sempozyumda kullanılmıştır. Ayrıca, Vakar’ın Başkanı Ahmet Kala tarafından kurulan www.islampedi.com adresli sitede, kelimenin vakıflar üzerinden kavramsallaştırılmasına halen devam edilmektedir.  

[4] Ferit Devellioğlu, Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lugat, Ankara, Aydın Kitabevi, s. 989.

[5] Lütfi Bergen, Medeniyet –Müslüman Toplumsallığın İnşası– , MGV yayınları, Ankara, 2014.

[6] Ekrem Ziya Umeri, Medine Toplumu, Risale Yayınları, Büyük Eserler Dizisi, No:2, İstanbul, 1988, s.69.

Hamilik Okulu Şenlendirme Projeleri:

• Tüzük: “Gönül Köprüsü Halkası Tüzüğü”, Cizre Yiğitlik Meydanı (2019)

• Proje Modeli: “Kardeş Aile Projesi”, Vefa Yiğitlik Meydanı (2018)

 

CİZRE’DE “YAP-BOZMA!”

ŞIRNAK’ın Cizre ilçesinde Türk Kızılayı, İlçe Milli Eğitim ve Hamilik Okulu Vakfı’nın ortaklaşa düzenlediği ‘Yap ama bozma’ etkinliğinde 600 öğrenci puzzle yaptı.

Cizre Fen Lisesi Spor Salonu’ndaki etkinlikte bireyselde 200, takım halinde 400 lise öğrencisi ile 50 gozetmen eşliğinde yapılan iki kategorideki yarışmada Cizre’nin efsanevi aşıkları ‘Mem-u Zin’ ve tarihi ‘Cizre Kırmızı Medrese’ yapbozlarını 30 dakika içinde yapmaya çalıştı. Cizre’de ‘Yap ama bozma’ adıyla ilk kez düzenlenen yapboz yarışmasında birinciye 800 TL, ikinciye 700 TL ve üçüncüye 600 TL para ödülü verildi.

Etkinlik ile ilgili bilgi veren Kızılay Genel Müdürlüğü Proje Koordinatörü Kamile Canbay, “Bu yarışma Cizre’de ilk kez düzenleniyor. Özel bir ismi var ‘Yap ama bozma’ sevgi bizim sembolümüz olsun. Cizre’ye özel bir manası var. Ama bence Türkiye’ye özel bir manası var. İsmi kurgularken Cizre gerçeklerini ve ülkemizin güzelliğine konsantre olmaya çalıştık. Bozmak kolay yapmak zordur. İlerlemek için sürekli yapmak lazım. O yüzden de biz yap ama bozma dedik. Sevgi birleştiren bir şey ve bir sevgi bin sevgiyi getirir. Sonrada gelse bile o bin sevgi o bir sevginin kapısını açar. Bugün bu yarışma ile yüzlerce genci bir araya getirip bunu adeta bütün ülkemize ve dünyaya haykıran ve bunu bir yarışma konsepti ile kuran bir kurgu kurdu. İnşallah bundan sonra da Cizre merkezinde bütün bölgeyi ve ülkeyi içine alabilecek şekilde halkayı genişleterek ilerleyecek” dedi.

Cizre Kızılay Yönetim Kurulu Üyesi Av. Elif Tüzün ise “Cizre kökleri Hz. Nuh’a kadar uzanan, tufanın bittiği Cudi Dağı karşısındaki ova da yer alan beşeriyetin kuruluşuna tanıklık etmiş bir şehirdir. Asırlar boyu kenarında kadim medeniyetlerin yer aldığı Dicle Nehri’nin incisi, Sümer ve Asur destanlarının odağı, İskender ordularının ve İpekyolu’nun güzergahı olan Cizre, Roma ve Pers gibi iki dev imparatorluğun paylaşılmayan sınır kalesi olmuştur. Tarihten bugün Cizre bilim adamları ilk İslam bilim adamı olan İsmail Ebu’l-iz El Cezeri’nin memleketi olan Cizre, onun gibi nice alimler yetiştirmiş bir şehirdir. Sayısız evliyalar bulunan Cizre, aynı zamanda dünyanın ilk ve tek yaşanmış gerçek aşk hikayesinin yaşandığı şehirdir. Mem-u Zin’in destansı aşklarını yerden başlayıp gökten biten Mem-u Zin aşkının yaşandığı şehir olarak tarih literatüründe yerini bulmuş bir şehirdir” diye konuştu.

Yarışmada birinci olan Mehmet Akif Ersoy Anadolu Lisesi öğrencisi Evin Öncel de çok heyecanlı olduğunu ve parçaları birleştirmenin kendisine ayrı bir heyecan verdiğini söyledi.

GÖNÜL KÖPRÜSÜ HALKASI İSTANBUL’DA BULUŞTU!

Geçtiğimiz yıl yaklaşık 15 kişi bir araya gelip Barbaros Abimize “Biz insana dokunmak istiyoruz, biz Allah rızası için borcumuzu ödemek istiyoruz” dediğimizde başladı her şey ve kendimizi Cizre için uğraşırken bulduk. Tekrar tekrar yapılan toplantılar, sürekli değişen planlar, art arda bir sürü görüşme… Ve şimdi 1 yılı tamamladık. Cizre Vatan Ortaokulu’nun 32 öğrencisi ile kardeşleştik. Onlar bize “Ağabey-Abla”, bizler onlara “Kardeş” dedik. Kasım ayında gönderdiğimiz mektuplar ile tanıttık kendimizi. Ocak ayında ilk kez sarıldık birbirimize. Sonra biz aradık, onlar aradı… Konuştuk da konuştuk… “Abla bir daha ne zaman geleceksiniz” diyorlardı, bu sefer “Siz gelin buyurun” dedik. Bir hafta İstanbul’a misafir olmaya davet ettik onları.

İstanbul ve Şırnak Cizre arasındaki gönül köprüsünün bir haftalık hatıra kırıntılarını paylaşacağım sizlerle. Bir haftada hep beraber attığımız kahkahalarımızı, göz göze gelince birbirimize tatlı gülümsemelerimizi, kendimizi tutamayıp ağlamalarımızı, kızıp da birkaç dakikalık küsmelerimizi sonra tekrar aynı samimiyete dönmemizi hiçbir fotoğrafa, hiçbir deftere tam olarak kaydedemeyeceğiz ama hafızamızda olacak inşallah. Kürtçe anlamayınca “Bize de öğretsenize” diye şirinlik yapmaya çalıştığımızda herkesin aynı anda öğretmeye çalışmasını, Emine’nin konu dışı konuşmaları ve samimi gülümsemesini, Songül’ün Zelal ile şakalaştığını sanarak tanımadığı kızın ensesine şaplatmasını, Evin’in hamaktan 50 kere düşmesini, Helin’in hep uykulu halini, Zelal’in saçlarıyla mücadelemizi, Elif’in bize kendini tüm samimiyetiyle açmasını, Kübra’nın yaşadığı ilki, Yasemin’inle konuşurken onu kesinlikle duyamayışımızı, Velat’ın olgunluğunu, Halime’nin Emine’ye bir daha yüzüne bakmam dedikten 1 dakika sonra birbirlerine bakıp kahkahalar atmasını, Fatma Dilek’in “Türkçe konuşsanıza anlamıyorlar” deyip her şeyi çevirmeye çalışmasını, Dilek’in Zelal’den küçük olduğunu öğrenince yaşadığım şoku, Yaşar’ın türkülerini, Ali’yi kesinlikle oturtamayışımızı, Birindar’ın Sevin’le yaşadığı tatlı tartışmalarını, Emrullah’ın sessizliğini, Hakan’ın merakını, Selim’in havalı hareketlerini ve tabii ki geleli birkaç saat olmuşken boya fırçası elinde “Gitmek istiyoruuum” diyen Rıdvan’ı… İnşallah hiçbirini unutmayacağız. Ama en çok unutmayacağımız şey ise geldiklerinde konuşmalarından ve hareketlerinden belli olan hafif tedirgin, biraz çekingen hallerinin 1 hafta sonunda “Abla keşke biraz daha kalsak… Siz ne zaman geleceksiniz yine?” diyerek sarılışlarına dönmesi olacak.

Gönül Köprüsü ile inşallah gönüllerimiz arasında köprü kurabilmiş, onlara dokunarak muhabbetlerini kazanarak Allah’ın rızasına nail olabilmişizdir.

Allah birliğimizi daim eylesin.

Saliha Nur Kuralay

HAMİLİK OKULU, TÜRK KIZILAY DERNEĞİ İLE PROTOKOL İMZALADI!

Hamilik Okulu Vakfımız, iki yıldır çeşitli faaliyetlerle devam eden Cizre çalışmalarını, Cizre’ye ait gerçekleri de dikkate alan bir rapor ortaya koyarak “Cizre Şenlendirme Projeleri” adı altında topladı. Projeleri hayata geçirmek üzere, Türk Kızılay Derneği ile Hamilik Okulu Vakfı arasında bir işbirliği protokolünü 10 Kasım 2018 günü imzalandı.

Toplam 11 Projeden oluşan Şenlendirme Projeleri, Cizre Kardeşliği’ni esas alan ve “Kadim Halk Cizre, Kadim Toprak Cizre” vizyonu ile oluşturulan projeler üç ana stratejik amaç üzerine oturmaktadır.

1. SOSYAL GÜÇLENME PROJELERİ: Cizre’nin kendine güvenini ve kendi kendine başarma motivasyonunu artırma projeleri.

1- “Meslekleri ve Meslek Sahiplerini Tanıyalım” Projesi
2- “Gençlerin Projesi”
3- “Evim ve Ben” Projesi
4- Ebeveyn Destekleme Projesi
5- “Her STK’mızın Cizre’de Ailesi Var” Projesi
6- Öğrenci Sosyal-Kültürel ve Eğitsel Gelişim Projesi

2. EKONOMİK GÜÇLENME PROJELERİ: Cizre’yi Cizre dışından destekleyerek güçlendirme projeleri.

7- İşadamlarını Güçlendirme Projesi
8- “Lojistik Üssü” Projesi

3. COĞRAFİK BAĞI GÜÇLENDİRME PROJELERİ: Cizre’ye başka bir açıdan bakılmasını sağlama projeleri.

9- “Yap ama Bozma”; Yap-boz yarışmaları
10- “Cizre’ye Bir De Böyle Bak” Projesi
11- Cizre’nin Kentleşmesine Destek Projesi

 

 

 

CİZRE’DE ŞENLENDİRME!

Issız bir yerdi. Issızlığın başlangıcı ve sonunu bilmeden anlamaya çalıştık. Uçsuz bucaksızlık her yanı sarmamış mıydı? Bilemezdik. Bir gemide gibiydik. Aynı kökten neşvünema bulduğumuz birkaç dost sesi belli belirsiz duyulur gibiydi. Emin değildik. Emin olamazdık. Dünya, emin olmak için fazla değişken miydi? Çok fazla değişken… Ama bir gemide olduğumuzu ve bir kara parçasına tutunmak zorunda olduğumuzu, sabırla bir kara parçasını aramamız gerektiğini hissediyorduk.

Cizre

Dumanlar bir türlü dağılmıyor, uzaklar bir türlü yakın olmuyordu. Ülke gündemini takip etmek, derslerin, işlerin önüne geçiyor; insanlarla iletişim kurmak bile nereden nereye gerildiği bilinmeyen siyaset iplerinde cambazlık yapmayı gerektiriyor, biteceği umulan gerilim nedense bir başka iple birleşip, herhalde bir komedyanın bir perdesi veya geminin bir başka güvertesi… Sürekli çıkılan ama aynı yere varılan ilginç bir merdiven hayal edebilir misiniz? Evet, öyleydi. Kendimizin içinde bulunduğu bu çalkantılar arasında, en iyisi bir gemide olduğumuzu ve bir kara parçası bulmak gerektiğini kabul etmekti. Ülke denizinde bir gündem gemisi, dünya denizinde bir insanlık gemisi yahut ‘gönül’ deryasında bir ‘nefes’ gemisi… Neyse neydi; mesele asgari müştereklerde buluşmak deyip ‘deniz ve gemi’ dedik, bir kara parçası bulmalı dedik. Masalını kaybetmiş, gerçeğini unutmuş hakikat mesleğinin biricik çırağı ‘insan’ olmaya talip olduk. Bir deniz uydurduk kendimize; işte buralar hep deniz! Bir gemi uydurduk; işte her birimiz! Bir kara parçası? Cizre dedik; çünkü tufandan sonra kutlu gemi için de seçilen kara parçasıydı o.

Cizre

İnsan olma çabasının ilk adımlarını kendi gönlümüzü dinleyerek attık. Bir süredir devam eden sorunlardan kendimize pay biçtik; büyüklerimizden taşandan nasiplendiğimiz kadarıyla vazifeyi omuzlamak gerektiğini hissettik. Kendi fazlalarımızdan bildik eksiklerimizi; gönlümüzü yere bağlayan yüklerden kurtulmak, bize kucak açacak kardeşler bulmak, modern insanın bizi rahatsız etmeyeceği sofralarda muhabbetin tadına varmak…

Türkiye’nin birkaç hassas dinamiğinden biri olan Türk-Kürt ayrıştırmasına karşı bir şeyler yapılması, inisiyatif alınması, taşın altına farklı eller konulması gereği gönüllerde zuhur etti. Belki çalınan minarelere kılıf hazırlama ustası olan bilinçaltımız, belki gönlümüzün bilmediğimiz başka dehlizleri fısıldadı bize Cizre’yi. Böylece ilk ziyaretimiz 2016 yılının Aralık ayında gerçekleşti.

 

Kızılay Şubesi ve Sosyal Yardımlaşma Dayanışma Vakfının seçmiş olduğu on aile şahsında Cizre’yi ve Cizre’nin bağrında yatan kadim duyguları ziyaret ettik. Gönül ayrı, beden ayrı bir ziyaret… İstanbul’dan uzaklaşmanın verdiği bir hafiflik, Cizre’nin misafiri olmanın verdiği bir huzur ile gittik. Dönerken omuzlarımıza bilmeyerek -ama cânı gönülden isteyerek- çok daha farklı bir sorumluluk yüklendik; özlenen insan sesinin Cizre’den yankılanması için çalışmak!

Bizde Cizre’nin hikayesi böyle; bundan ötesi lafügüzaf.